Mâziden İstikbâle Bilgiyi Güncellemek

Gösterim: 4715
İlmin mevzuu, ilmin ne olduğunu öğrenmek istediğimize göre, bizzat ilmin kendisidir. (Burada Yunus’un şu sözünü hatırlayalım: İlim ilmi bilmektir.) Yani ilim yapmak için ilmi evvelâ kendine mevzu kılarak bilmek, bir başka ifadeyle ilmin ilmini yapmaktır. Biz ilim nedir diye sorduğumuz zaman aslında ilmin kendisinin kendine mevzu teşkil ettiğini söylemiş oluruz.

Bu anlamda ilim kendisini yine kendisiyle tanımlar ve kendisini kendisinin mevzuu olarak tanımladıktan sonra yine kendisiyle başka işleri yapmamıza imkan açar. Hem kendisini izah eder hem de kendisinden başkalarının istifade etmesine alan açar. Fakat insan öğrenmeye muhatab olması itibariyle, öğrendiklerini de bir şekilde muhafaza etmek mecburiyetindedir. Eğer bu muhafaza işi gerçekleşmezse ilim tebarüz etmez. Yani söze veya yazıya veya fiiliyata aktarılamaz. Yani İlmin muhafazası zihinde gerçekleşir ve biz onu muhayyilemizden muakkilemize oradan da dil üzerinden dışa aktarıyoruz.

Bilginin muhafazasında devamlılık ikinci bir aşama olarak karşımıza çıkar. Bilgiyi zihinde form olarak muhafaza etmek bizim onunla yeni bilgilere ulaşabilmemiz içindir. Bu bize ilmin mahiyeti itibariyle ilimde derinleşme imkânını verdiğinden dolayı, ilim zamana bağımlı olarak sürekli bir biçimde değişen bir şeydir. Zamanla kayıt altına alınması gereken bir şey... Onu ancak kayıt altına aldığımızda muhafaza edebiliyoruz.

Her şey, ne olursa olsun, zamana muhatab kılındığı, zamanla irtibatlandığırıldığı için, zaman onu bir şekilde eskitiyor; şu veya bu biçimde tüketiyor, bir biçimde öğrenilen şeyin kendi kendisini yenileme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Bu zorunluluk bir açıdan zamana bağlı olarak ortaya çıkarken bir başka açıdan da yine zamana bağlı kalarak zihnimizin sonsuza açılmasını sağlıyor.

Zihnimiz sonsuza açıktır. Meselâ sonsuzu tasavvur edebiliriz.

Gözünüzü yumun ve sonsuzu tasavvur etmeye çalışın; edersiniz. Öyle bir sonsuzluk ki, sınırlı olmadığını bilmenize rağmen, sonsuzluğu tasavvur ederken zihninizde ona bir sınır koyarsınız: Sınırlandırılmış ama sonsuz; sonsuz ama sınırlı... Yani, biliriz ki bizim sonsuzluğu tasavvurumuz sonsuz değil ama zihnimizin kapasitesini aşan bu sonsuzu kavramaya, anlamaya çalışır, onun mefhumunun ne olduğunu bilmek, anlamak için büyük bir efor sarfederiz. Sonsuzluğun dışında ne var derken hem zihnimizde sonsuzluğun sınırını genişletir, hem de onu idrak edemeyeceğimizi anlarız.