Bitmeyen Göç

Gösterim: 9924

Makale Dizini

13428Peki bireysel dostluklar kurulamaz mı? En azından bu yolla bir anlaşma, yakınlaşma zemini aranamaz mı?
Aranamaz ve kurulamaz. Kurulamaması da gayet normaldir. Bireysel dostluklar bireysel alışkınlıkların devreye girmesiyle oluyor. Size bir misal vereyim. Diyelim benim bir Alman arkadaşım var, beni evine davet ediyor. Kabul edip gidiyorum evine ve oturuyorum. İyi de bir Alman, kızının veya oğlunun yanında rahatlıkla çırılçıplak giyinip soyunmakta bir beis görmüyor. Ben ne yapacağım? Nasıl davranacağım bu durum karşısında? Havuza gidiyorsun meselâ, Alman hiç çekinmeden çırılçıplak soyunup giyinebiliyor. Ben aynı havuza Almanla beraber nasıl girip yüzebileceğim? Oğlumu, kızımı oraya nasıl gönderebileceğim? Bana göre tam bir edepsizlik olan bu hâl onun için hiç bir sorun teşkil etmiyor. Ahlâk anlayışındaki bu farklılıklar bireysel dostlukların kurulmasında tam bir engel. Ahlâk anlayışımı mı terkedeyim? Neden? O kendi anlayışını terketsin. Benim yanımda benim değerlerime saygılı olsun. Esas olan giyinmek ise ben onun yanında soyunmadığım müddetçe ona saygısızlık etmem, çünkü onun değerlerini yıkacak, ona ters gelebilecek bir şey yapmıyorum. Ama o benim değerlerime ters gelecek bir şekilde rahatça hareket edebiliyor, yani benim değerlerime bir kuruşluk saygı göstermiyor; göstermeyi aklından bile geçirmiyor. 
Veya Alman benim evime geliyor. Kendi hanımıyla istediği gibi şakalaşabiliyor. Öpüşebiliyor meselâ.  Ben bunu yapmıyorum ve yapmayı da doğru bulmuyorum. Aynı şeyi benim evimde yapmaya kalkarsa ne olacak? Ben zaten kendi evimde yapmadığım bir işi onun evinde de yapmam. Yapmamam benim onun ahlâk anlayışına bir zarar vermez. Ama onun yapması benim ahlâkî değerlerimi hiçe saymak anlamına gelmez mi? Bunun gibi daha bir sürü misâl bulunabilir. Temizlik anlayışı farklı, konuşacağınız mevzular farklı, alış veriş mantığınız farklı, gezmeniz farklı, eğlenmeniz farklı vesaire. 
Ben taksi ile biryere gidip gelirken gidiş parasını kendisi ödediyse, geliş parasını karısına ödettiren insanlar gördüm. Arkadaşına bir bardak bira ısmarladığı zaman, şarabı ona ısmarlatan adamlar gördüm. 10 Avro’luk yemek parasının beş kişinin kendi aralarında taksim edip ödediğini herkes biliyor. Böyle davranmak onlar için normal olabilir ama bize uymaz. Bizi bozar bunlar. Bizim insanlık, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik anlayışımız bunları kabul etmez. Benden bunu bırakmamı da kimse isteyemez.
Birbirinizle konuşacak ortak değerleriniz yok. Konuşulacak ortak bir meseleniz varsa bile bu onun değerleri üzerinden mi yapılacak, benim değerlerim üzerinden mi yapılacak? 
Yoksa Doğu-Batı sentezini mi gerçekleştireceğiz? Bizde bir Türk–İslâm sentezi yapmaya kalkıştılar, o bile tutmadı. Bu tutar mı? Bu gerçekleşirse nasıl birşey olur? Hakikati ararken birisi bu tarafa gidiyor diğeri öbür tarafa. Üçüncü bir taraf bulmak o kadar kolay mı? O zaman herkes, kendi kültür ve anlayışını reddetmek zorunda kalmaz mı? Kalınca her iki taraf ta sıkıntıya düşmez mi? Bu sıkıntıya katlanmaya ihtiyaç var mı? Böyle bir ihtiyacı doğurmaya kalkmak ne kadar doğal bir şey olur? Herşeyden önemlisi, insanlık tarihinde bunun bir örneği var mı, ki oraya bakıp yapsak? Bir sürü soru. Bu, bizi kurulmuş medeniyetlerin inkârına, yok edilmesine, insanlığı –batı ağzıyla konuşayım– taş devrine dönmeye zorlamaz mı? Bunlar düşünülebilir ihtimallerdir ama insanlığı çok zor durumda bırakabilecek olan durumlardır da aynı zamanda. Hem ihtiyaç yoktur, hem de halledilmesi kolay işlerden değildir. Dolayısıyla bireysel dostluklar üzerinden bu işi halletmek te mümkün değildir. Ancak nötr ortamlarda, dış şartların gerekli kıldığı kadarıyla, belli bir mesafe korunarak dostluklar inşa etmek mümkündür ve yapılmalıdır. Aksi takdirde bütün kesişme ve birleşme noktalarını iptal etmiş oluruz ki, bu da doğru değildir. Türkler bunu zaten yapıyorlar ve çok güzel dostluklar da kuruyorlar. 
Ama aradan mesafe kaldırıldığında durum hemen farklılaşıyor. Değişik sonuçlar ortaya çıkıyor. 
Ben 33 yıldır Almanya'da yaşıyorum. 11 Eylül’den önce bir Alman arkadaşım vardı. Yegâne Alman arkadaşım. Bir de onun kız arkadaşı… Beraber aylık bir gazete çıkarıyoruz. Onlar Almancasını yapıyor, ben de Türkçe çevirilerini falan yapıyorum. 11 Eylül oldu, beni 12 Eylül’de sabah telefonla aradı, ne düşündüğümu sordu. Dedim ki ona, karar vermekte acele etme. Olayın arkasındaki sebeblerin tam olarak açığa çıkmasını bekleyelim, ondan sonra bir karar veririz. Bu çok büyük bir olay, hemen bir karar vermek doğru olmaz. İşin çapına bakınca bunu düşünebilirsin falan dedim. Bana verdiği cevap şu oldu: İçimden, dışarıya çıkıp ne kadar yabancı dükkanı varsa yakasım, taşlayasım geliyor. Demek ki daha bana telefon etmeden kafasında kurmuş. Onların tabiriyle [Kara Kafalı] insanların tümü bu işi yapabilecek zihniyette ona göre. Benimle irtibatı kesti ve o gün bu gündür bir alman arkadaşım bile yok artık. Benim arkadaşımda bu şekilde tezahür eden ilk tepki sonra nerelere kadar uzundı, biliyorsunuz. Topyekün islâm düşmanlığına. Bu düşmanlık ta Türk kavramı üzerinden yapıldı. İşte en son katliamlar ve birtakım göstermelik, sahte gözyaşları...