Fetö Aynası’ndan yansıyan...

Gösterim: 1374
Hasan Ürkmez
Söyleyeceklerim dolayısıyla beni sakın FETÖ’ye destek veriyor diye suçlamayın. Peşinen söyleyeyim ki, Fetullah Gülen’in ne din telakkisine ne de bu din telakkisi üzerinden oluşturduğu cemaate ve yaptığı ihanete taraftarım.
Sakat bir din anlayışının ürünü olan dünyaya bakış tarzını asla kabul etmem. Hatta bu anlayışı dinin ruhuna tamamen yabancı, modernist söylemler üzerine inşa edilmiş olarak görürüm. Oluşturduğu cemaat de, bütün referanslarını dinden aldıklarını öne sürmelerine rağmen, batı tipi bir yaklaşımın, anlayışın ve davranışın ürünüdür.
Bunları başta belirttikten sonra…
İnsan insanın aynasıdır, derler.  Sadece insan mı? Vakıalar da insanın aynasıdır; topluluklar da…
Birey, cemiyet ve hatta âlem arasındaki irtibat gözönüne alındığında birey ile cemiyet, cemiyet ile âlem, dolayısıyla birey ile âlem de aslında birbirlerine aynadırlar; hatta birbirlelirin aynı olduğunu bile söyleyebiliriz.
Âlemi küçültsek, onun form itibariyle de insana benzediği kanaatindeyim. Cemiyeti küçülttüğünüzde onun nasıl birey formuna dönüştüğünü anlıyorsak, evreni küçülttüğümüzde de bundan başkası olamamalı. Bu sözüme delil olarak da Hz. Ali Efendimize atfedilen “Ey insan, sen kendini küçük bir şey zannediyorsun ama sende bütün bir kainat gizli” sözünü gösteririm.
Mutasavvıfların âlemi büyük (büyütülmüş) bir insan ve insanı da küçük (küçültülmüş) bir âlem diye tanımladıklarını ilaveten hatırlatayım.
F. Gülen’in koca bir kitleyi kendisiyle beraber bir ihanet çemberinin içine alarak, Türkiye’yi bir çıkmaza soktuğunu belirtmeye gerek var mı? Elbette hayır. Fakat yukarıda bahsettiğimi ayna metaforu ile hareket ettiğimizde göreceğiz ki, aslında F. Gülen de bizim aynamız olmuş, o aynada bize kendimizi göstermiş. Meğer hepimiz zihnen fetöcü imişiz de haberimiz yokmuş. Fetöcülükten kastım mensubuyet itibariyle değil, zihniyet itibariyledir.
Şimdi bir takım sorular soralım:
Hazreti Peygamber neciydi? Haşa Allahçı mıydı veya islâmcı mıydı? Müslümanlık dururken kendimizi islâmcı diye lanse etmemizin bir anlamı var mı? Bediüzzaman neciydi mesela? Peygamberci miydi yahut ne bileyim, hadi mezhebine nisbetle söyleyelim, Şâfiici miydi? Yahut İmam-ı Azam? Şah-ı Nakşibend, meselâ Seyyid Şerif Cürcani müslüman olmaktan ve Peygambere bağlılıktan başka birşey mi idiler? Meselâ Peygamberci miydiler? Peygambere bağlanmakla, peygamberciliğin aynı olmadığını bir ara notu olarak belirtelim.
Tekrar başa dönelim: F. Gülen necidir? Bütün yapıp ettiklerine, söyleyip dinlettiklerine ve yazıp çizdiklerine baktığımızda göreceğiz ki, onun varlık tasavvuru, alem ve insan anlayışı tamamen pseudo-sahte bir anlayıştır ve dinin bize talim ettirdiği insan, varlık ve evren tasavvurunun saptırılmış ve rayından çıkarılmış çok kötü bir kopyalama ve hırsızlama işidir. Alimliği kendinden menkul birinin (ilimde silsile ilkesine sahip olmadığınadan) bize anlatacağı ne olabilir?
İlimde silsile daha düne kadar esas teşkil ediyordu bizim ilim ve irfan dünyamızda. İlim soyu Efendimize kadar uzanmayanlar alim sayılmazlardı eskiden.
Hatta oluşturduğu cemaati bir arada tutabilmek için kullandığı sözüm ona tasavvufi prensiplerde bile F. Gülen tam bir taklitçidir. Kainat İmamı iddiası Kutb-ul Aktab’a karşılık gelirken, her iki kişiye bir abi tayini de üçler’e karşılık geliyor olmasın? Tasavvufun muazzam bir insan nazariyesi olarak ortaya koyduğu bu tezleri bu kadar ucuza satılığa çıkarmak sadece F. Gülen’in işi değil. Bunu tartışmaya açmıyorum. İpin ucu bu kıt anlayış ortamında elden kaçar ve iş birtakım mukaddeslere dil uzatmaya kadar gider.
Kaba hatlarıyla çizmeye ve anlatmaya çalıştığımız bu F. Gülen aynasından kendimize bakalım. Atatürkçü, Milliyetçi, İslamcı, Erbakancı, Tayyipçi, Laisist, Marxist olduğumuzu iddia ediyorsak eğer, birincisi batının kriterlerine göre insana-tapan bir anlayışa sahip olduğumuzu ve mücerred anlamda  böyle olanların aslında Fetullahçı olduklarını söylemekte bir beis olmaz. İkincisi fikrin ve/veya bir fikri temsil edenlerin bağlısı olmadığımızı anlarız.
Atatürkçü ile Ayakkabıcı, Milliyetci ile Dondurmacı, İslamcı ile bilmem neci arasında ne fark var? Ayakkabıcı ayakkabı işiyle uğraşana derler. Bu, ayakkabıcının ayakkabıyla irtibatının ayakkabıya bağlılık üzerinden değil, ayakkabı ticareti üzerinden olduğunu belli eder. Gerisini siz anlayın.
Kendi olmak yerine kendici olmak da aynı kategoridedir. Kendici olmak, modernizmin insanı bir ilkeye bağlamak yerine, kendine bağlamak anlamına gelen yaklaşımının bir tezahürüdür. Bunun tedavüldeki kullanılış biçimi: «bana göre»dir. Kim sözüne «bana göre» diyerek başlayıp, bir fikir ileriye sürdüğünü iddia ediyorsa kendi değil, kendicidir. Kendi olmak kendini bir ilkeye nisbet ederek, yani bir ilkeden nasiplenerek mümkündür. Diğeri kendinden menkuldür ve itibara lâyık değildir.
Şucu bucu olmadığımızı söylemesek bile, fikir diye ileri sürdüğümüz her şeyi  «bana göre» ile anlatmaya çalışıyorsak F. Gülen’e kızdığımız kadar kendimize de kızmamız icab eder. Öyle ya onun yaptıkları da «ona göre» değil mi?
F. Gülen aslında kendi kirli aynasında bize kendimizi gösteriyor olmasın?