Türkiye'nin Gündemi

Gösterim: 2027

Hasan Ürkmez

Sadece başlıkları sıralasak, Türkiye gündeminin ne kadar yoğun olduğunu anlayabiliriz.

Sondan başlayalım:

Meral Hanım Parti kurdu. İYİ Parti.

Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada demokrasiyi sorguladı.

Şaban Dişli partideki görevinden istifa etti. Geç bile kaldı.

Asker İdlib’e girdi.

Barzani referandum yaptı, başını derde soktu. İyi de oldu. Irak Merkezi Hükümeti’nden okkalı bir tokat yedi. Sonu pek iyi gözükmüyor.

Deniz Baykal, beyin kanaması sebebiyle (öyle söyleniyor) hastaneye yatırıldı.

Hala uyutuluyor. En azından bu yazı kaleme alındığında durum buydu.

 

  • AK-Parti Belediye Başkanlarını (hepsi olmasa da bir kısmını) istifaya davet ediyor. Bunlar arasında Melih Gökçek’in de olduğu söylentisi vardı. Melih Bey’den hiç ses çıkmıyordu. Önümüzdeki günlerde göreceğiz diye düşünürken Cumartesi günü (29 Ekim) istifa edeceğini açıklayıverdi sosyal medyadan.
    Bu istifa işinin arka plânına çoğu kişi tam nüfuz edebilmiş değil. Normal şartlar altında böyle bir iş pek abes gibi gözüküyor. Eğer birileri birilerinin istifasını isteyebiliyorsa, CHP’li belediye başkanlarının da istifasını istesinler. Bu işin gerekçesi nedir? Neden isteniyor bu istifalar? Kamuoyu bunu bilmek istiyor.
    Fakat böyle bir girişim esasında tam bir profesyonellik arzediyor. Cumhurbaşkanı 2019 seçimlerine şimdiden hazırlanmaya başladı bile. Düşünsenize Başkanlık Seçimi esnasında bu istifalar olsa veya istifası istenen başkanlar bir daha aday gösterilmese, ki öyle olacak, nasıl bir atmosfer ortaya çıkar. İstikbali bu günden görebilmek ve düşünebilmek böyle bir şey olsa gerek. Tam bir aksiyon adamı işi.
  • Fetöyle mücadele sürüyor. Mahkemeler birer birer sonlanıyor. İdam olsaydı eğer bir kaç yüz kişi idam edilmekten kurtulamayacaktı. Müebbetle paçayı kurtardılar (mı acaba).
  • Nikâh meselesini unutmayalım: Müftüler artık nikah kıyabilecekler. İş henüz resmiyet kazanmadı ama gidiş oraya doğru. CHP’liler yine hop oturup kalkıyorlar. Müftüler nikah kıyarsa çocuk yaşta evlilikler artarmış. İnsanın ahmak olması lâzım bunu söyleyebilmek için. Yahut hakikat ancak bu kadar çarpıtılabilir. Kezban Hatemi Hanım televizyonda karşısında oturan Profesör Hanıma bir türlü tatmin edici bir cevap veremiyor. Ne yapsın karşısındakinin kafası bu kadar derin bir meseleyi almıyor ki. Eskiden Belediye Başkanı‘nın kendi memuruna verdiği yetkinin aynısının müftülere verildiğini anlamak öyle kolay bir iş mi? Zannediyor ki, Müftü Efendi her önüne gelenin nikâhını kıyacak.

Bu tasarının içeriğini de tam olarak henüz bilmiyoruz.

Meselâ vatandaş ikinci bir eş aldığı zaman veya kanun nezdinde reşit sayılmayan birisi mahalle imamına gidip nikah yaptırmaya kalksa ne olacak. Veya üç-beş gram dinle alakalı birisi ile anlaşılıp nikah kıydırsa birisi, ne olacak? Söyleyelim: Eskiden ne oluyordu ise şimdi de o olacak. Bu işin topyekün millet terbiyesi ile alakalı olduğu anlaşılmadan çözüleceğini düşünemiyorum. Biz imam nikahı ile evlendik diyen birisine, hangi imam diye sorulduğunu duyan var mı? Sorulsa bile kim söyleyecek kimin nikah kıydığını?

İşin bir başka ilginç yanı şu: Mesele islâmî nikâh mı yoksa medenî nikâhın müftülükler aracılığıyla yapılmasına izin vermek mi? Görüldüğü kadarıyla ikincisi. Birincisini uygulamaya kalksak bir yığın mesele daha çıkacak karşımıza. Meselâ Mihir meselesi; meselâ Talâk mevzuu, nafaka , iddet müddetince bekleme ve saire. Umarım bu nikâh mevzuu ile protestanlaşmaya yeni bir kapı açmayız.

  • Metin Topuz diye bir kilit adam fetöcülükten yakayı ele verdi. Peşinden Amerika vizeyi kaldırdı. Türkiye haklı olarak bir misilleme yapıp, o da amerikalılara vize vermeyeceğini ilân etti. Olayın arkasında neler var neler!.. En önemlisi, Fetö var. Başka... Suriye var, Irak var, PKK-PYD var. Amerikanın planlarının suya düşmesi var. Musul var, Kerkük var, panik var. Var oğlu var. Şimdi heyetler bir delinin attığı taşı kuyudan çıkarmaya bakıyor.
  • Cumhurbaşkanı’nın TRT Arapça yayınlarının düzenlediği Forumda yaptığı konuşma bence son günlerin en itibara alınması gereken işti. Bütün dünya sisteminin sorgulandığı ve isabetli bir biçimde eleştirildiği bir konuşmaydı. Bu konuda entellektüellerin üzerine düşen çok önemli vazifeler var. Dünya egemenlerinin kurduğu ve bizi perişan ettiği bu sisteme karşı nasıl bir teklifte bulunmamız lazım geldiğinin belirlenmesi işi onların üzerine düşmektedir. İpuçlarını Sayın Cumhurbaşkanı’nın verdiği bu meseleyi adidik didik etmeliler ve gücü değil adaleti esas alan ve gücü adaletin emrine veren yeni arayışların içine girmelidirler. Bu yepyeni bir düşünce alanının açılması, yeni bir hayat görüşü ortaya konması, yeni bir anlama ve düşünüş biçiminin inşa edilmesi anlamına geliyor ki, müslüman dünyanın en fazla ihtiyacı olan şeydir.
  • «Fikir» bu konuşmayla vazgeçilmezliğini bir kez daha ortaya  koymuştur.
  • Derken Meral Akşener’in nur topu gibi bir partisi oldu: İYİ Parti. İyi mi oldu, kötü mü oldu, tez zamanda görürüz ama bu çoçuktan adam olmaz. Adam olacak çocuk –af buyurun– kakasından belli olurmuş derler. Parti programına göz atanlar, programın nasıl kabuk düzeyinde olduğunu ve asla derinlik içermediğini, keyfiyetten ziyade kemmiyete meyletmiş bulunduğunu anlamakta gecikmeyeceklerdir. İYİ demekle henüz kimsenin iyi olduğu görülmedi. Kuru vaatler ve ucuz önerilerle Türkiye’yi kurtaracağını zanneden hiç kimse yanılmaktan kendisini kurtaramaz.
  • Bir meseleyi hatırlatarak bitirelim. Geçtiğimiz günlerde (sanıyorum Mayıs ayındaydı) bir ödül töreninde aldığı ödül vesilesiyle Alev Alatlı bir konuşma yapmıştı. Sosyal medyadan bulup yeniden dinlemenizi öneririm.

Olanda olan hayrı görebilmek ümidiyle...