Yeni ihanetlere merhaba!

Gösterim: 864

Hasan Ürkmez

Bugünlerde yine Abdullah Gül ismi ortalıklarda dolaşmaya başladı. Parti kuracağından, bu iş için bir takım oluşumların peşinde olduğundan ve bazı eski AK Parti’lilerle mahfillerde toplantılar yaptığından bahsediliyor.

 

Bazı eski AK Partililer dediğim Ahmet Davudoğlu, Ali babacan ve saire... Mehmet Şimşek te bunlar arasında var mıdır bilmiyorum. Başka kimler olduğunu önümüzdeki yakın günlerde birer birer öğreniriz.

 

Eski Cumhurbaşkanı, başbakan ve dışişleri bakanı, hatta bir dönem AK Parti genel başkanı olan bu adam, Türkiye’nin Tanzimat’tan bu yana karşı karşıya kaldığı «kaht-ı rical-adam kıtlığı» sorununun belki de en son ve müşahhas örnekliğini teşkil etmek açısından özel bir çozümlemeye tabi tutulması gereken bir isim.

 

Bu isim eksen alınarak halka halka Türkiye’nin insan sorununu tartışmanın kaçınılmaz olduğunu söylemek icabeder. Eğer ülkemiz insanının ruh ve kafa yapısının ne olduğu sorununu halletmek istiyorsak işe buradan başlamak lâzımdır.

 

İnsanı büyük yapan, kâmil insan sıfatını hak etmesini sağlayan şey, onun mâlik olduğu arızî hususiyetleri değil, kendinde meleke hâline gelmiş olan aslî hususiyetleridir.

 

Meselâ «Cumhurbaşkanı» olmak böyle bir şeydir. Eğer sizde, ahlâkın öngördüğü zihin arınmışlığı, iyi idrak ve doğru anlama, neticeyi baştan düşünme (zekâ), doğru ve güzel tasavvur kabiliyetinin yanı sıra, kişisel olgunluk (bu ancak bilgiyle mümkün olur), sabır, yiğitlik, tevâzû ile hayâ ve vakarla birlikte adalet duygusu gibi fazîletler birer meleke haline gelmişse, cumhurbaşkanlığınızın bir kıymeti vardır. Cumhurbaşkanlığından sonra da bu kıymetiniz sizde kalır. Bu sayılanlar sizde yoksa veya siz kendinizde bu özellikler varmış gibi davranıyorsanız cumhurbaşkanlığınız bittikten sonra  büyük(!) adamlığınız biter, eski halinize dönersiniz. İşte buna «Abdullah Gül» olmak derler.

 

Bu sözleri bir hakaret gibi algılamayın. Ben gördüğümü ve gördüğümden yola çıkarak elde ettiğim sonuçları açık bir dille ifade etmeye çalışıyorum. Yoksa her insan istidatları itibariyle saygıya değerdir.

 

Yukarıda saydığım ahlâka ilişkin özelliklerin bir kısmı Abdullah Gül’de zaten yoktur. Neticeyi önceden görmek, zihin arınmışlığı, iyi idrak ve doğru anlama gibi hususiyetlerle birlikte âdil olmanın şartları arasında yer alan sadâkât, vefâ, dostluk, teslim, rıza gibi hususiyetlerinin hiç birisinin kendisinde yer bulmadığı bir adam olarak olarak karşımızda duruyor Abdullah Gül.

 

Var görünen kanaat (bir konu hakkında isabetli görüş sahibi olabilme), kişisel olgunluk, ağırbaşlılık gibi hususiyetler ise esasen onun şecaatinden değil, cübnîliğinden (korkaklığından), hikmet sahibi oluşundan değil, gabiliğinden-salaklığından, iffetinden değil cumudiyetinden (donukluğundan) neşet eden hususiyetleri ahlâkın tefridî reziletlerinden kaynaklanan ve oradan beslenen hususiyetlerinden öteye geçemiyor.

 

Her şeyiyle sahte-pseudo olan bu adam şimdi etrafına topladığı bir kaç nadan ve kendine benzer tiplerle Türkiye’nin son iki asrın belki de en önemli aksiyon adamlarından birinin karşısına çıkıp, onunla aşık atmaya yelteniyorlar.

 

Eğer bu işi kendilerinden neşet eden bir fikirle yapıyorlarsa hiç bir başarı elde edemeyecekleri aşikardır. Yok eğer birilerinin kendilerini yönlendirmeleriyle yapıyorlarsa, bize «Yeni ihanetlere merhaba» demekten başka birşey kalmıyor.