Tarih Usulü

Gösterim: 1197
Hasan Ürkmez
 
TARİH NEDİR?
Üzerinde bulunduğumuz andan itibaren geriye doğru varlığın başlangıcına kadar uzanan zaman içerisinde cereyan eden ve belli sebepleri, biçimleri ve sonuçları olan, kendine has mekânlarda gerçekleşen vakıaların bütününe tarih diyoruz.
Bu tarif tarihin ıstılah anlamıdır. Sözlük anlamı «Vakti belirlemek»tir ve ıstılah anlamını ihtiva etmektedir. Bu ihtiva mantıktaki umum-husus kaidesincedir.
Öyleyse tarihin sözlük anlamı umum belirtirken ıstılah anlamı da husus belirtmektedir. Her umum kendine ait hususu kapsar.
Tarihi inceleme işini üç yönden ele alabiliriz:
1. Hikmet yönü: Tarihi hikmet yönünden ele alan, onu kafasındaki tezatsız ve her örgüsü tamam bir dünya görüşüne nispet eder. Bu tarihin ilim olarak tedvin edilmesini şart koşan bir durumdur. Bunu yapmak sanat ve tefekkür adamının işidir.
2. İlim yönü: Vakıaları sağlam bir analiz ve sentez halinde umûmî kıymet hükümlerine bağlamak, yani tarihin kanunlarını vazetmek işi. Bu işi yapana tarih alimi (tarihçi), bu işin adına da tarih ilmi diyoruz.
3. Teknik yönü: Tarih ilmine malzeme ve ham madde temin etme ve gerisini tasa etmeme yönü. Buna da tarih teknisyenliği diyebiliriz. Bu işi yapan ise tarih teknisyeni.
Bizde tarih amelesi çoktur, alimi varla yok arasıdır, tarih hakimi ise hiç yoktur. Bu çalışmanın amacı biraz da buna yolaçabilmektir.
«Bu üç faaliyet nevinin sahiplerinden birincisi, cemiyet hamurkârı büyük fikirci, ikincisi tarihi kendi içerisinde ve zamanının anlayışına göre muhasebe eden meslekî ilimci (demek ki zamanın üzerinde muhasebe büyük fikircinin işi veya bunu yapan büyük fikirci), üçüncüsü de bu rizikolu ve belâlı işlerden kaçınıp, yalnız dış şekil bakımından «doğru» ve «yanlış» ölçüsüyle hareket eden ve mansaptan evvel menbaı tutmaya bakan kuru müşahadeci... Herbirinin ayrı ayrı hakları olan bu üç sınıf iş sahibinden ilki, dünya çapında tefsirci ressam, öbürü sınırlı görüş peşinde usta fırça sahibi; daha öbürü de düpedüz fotoğrafçı... İlkinde hikmet kanatlı büyük ruh, öbüründe mevzuiyle kayıtlı mahalli idrak, daha öbüründe de dış hakikat kaygılı yavan akıl iş görür. Birinciye azametli hamle, ikinciye şerefli vazife, üçüncüye de tarafsız ihtiyat düşer.» (NFK)
 
TARİHÇİ:
Tarihi «ilim gözüyle yoğuran, vakıaları sağlam bir (analiz) ve (sentez) halinde umûmî kıymet hükümlerine» bağlayıp tarihin bir ilim olarak kanunlarını vaz eden kişi.
Tarihçi üzerinde çalıştığı ve tedvin etmek istidiği ilmin icabettirdiğini yerine getirebilmek için bir takım özelliklere sahip olmalıdır
Kafiyeci’ye göre tarihçi hadis rivayet edenlerin sahip olduğu kriterlere sahip olmalıdır. 
Bu kriterler şunlardır: 
1. Akıl, 2. Zapt, 3. İslam, 4. Adalet.
Bu dört kriterden üçüncüsünün haricindeki diğer kriterler aslında tarih bilimiyle uğraşanların üzerinde ittifak ettikleri kriterlerdir. Adalet kriteri üzerinde en çok tartışılan ve herkesin kendi bağlı olduğu dünya görüşüne göre şekillenebilecek, bu şekle uygun bir muhtevaya sahip olacak bir kriterdir. Bize göre tarihçi ile ilgili tartışmaların ana eksenini bu özellik oluşturmaktadır. fiimdi bu kriterlere kısaca göz atalım:
1. Akıl: İnsanın bilgi edinmesi ve edindiği bu bilgileri aslına sadık, yani neyse o halleriyle anlayıp aktarabilmesi yeteneği. Komple bir akıl tartışmasını gerektirir. Geniş bilgi için felsefe, kelâm ve tasavvuf kitaplarına müracaat edilmelidir. Tekevvünî ve içtimaî tarih yazımında kesinlikle müracaat edilmesi gereken kriterdir.
2. Zapt: Duyduğunu, gördüğünü, okuduğunu, duyduğu, gördüğü ve okuduğu gibi hatırlayabilmesi, bunları öylece üçüncü şahıslara yazılı veya sözlü olarak aktarabilmesidir. Özellikle tarih ilminin teknik yönüyle ilgilenilirken gerekli olan bir husûsiyettir. Rivayetçi ve öğretici tarih yazımında öncelikli müracaat kriteridir.
3. İslâm: Bize göre tarihi en iyi, en doğru ve yanlışsız bir şekilde ancak müslüman bir tarihçi yazabilir ve yazmalıdır. Bu yüzden tarihçinin islam akidesine ait temel esasları ve o akideye bağlı olarak gelişen diğer ilim dallarını uzman sayılabilecek kadar bilmelidir. Özellikle usul ve alet ilimlerinde belli bir seviyede olmalıdır. Bu onun adil hareket edebilmesinin şartıdır.
4. Adalet: Adaleti vakıalar karsışında takınılması gereken itidal tavrı, vakıalar arasına kendi subjektif yargısını katmaması, vakıanın hakikati neyse onu ortaya koyması meselesidir. Adaleti dış faktörlerin telkininden etkilenmeden istikrarlı ve ahlâkın kurallarına mutabık bir biçimde gerçekleştirilen ruh dengesi ve ahlakî olgunluk diye tarif edebiliriz. Tarihçi, vakıaların hikmetine yönelik tespitleri yaparken her ne kadar kendisini subjektiflikten kurtarmakta zorlanacak olsa bile, vakıaları olduğu gibi tesbit etmesi gerektiğini bildiği, yani adalet ilkesine uymaya gayret ettiği müddetçe onların hikmetini anlamaya daha fazla istidat kesbetmiş olacaktır. (Bkz. TDV İslam Ansiklopedisi Adalet maddesi, C I, Sh. 341-344, İst. 1988)
 
EXKURS:
Kişi ve olay eleştirisi:
İbni Haldun kişi eleştirisinden çok olay eleştirisinin gerekli olduğuna inanır ve bu yüzden tarihe sebeblilik ilkesini (Neden-nasılcı tarih anlayışı) getirmiş kişi olarak kabul edilir. Bu konu hadis rivayetiyle alâkalıdır. Hadis rivayetinde önemli olan ravinin kişiliğidir ve ravinin kişiliğinde herhangi bir problem yoksa ravinin naklettiği sözde de herhangi bir problem olmaz. Bu doğrudur. Çünkü râvinin naklettiği söz üzerinde doğruluğu tartışılmayacak olan sözdür. Peygamber sözüdür. Fakat tarihî hadiseler doğruluğu veya yanlışlığı tartışılamayacak şeyler değildir. Tarihî hadiselerin vuku bulmuş olup olmadıklarını, vakıanın kendi iç mantığına bakarak tespit etmek icabeder ki, buna tarih metodolojisinde iç tenkid denir.
Her ne kadar tarihi vakıaların doğruluğu veya yanlışlığının tartışılması zaruri ise de, tarihî olayları nakledenlerin hadis râvilerinde aranan özelliklere sahip olmaması doğru olmaz. Neticede tarih bize ancak tarihçi aracılığıyla ulaşmaktadır. Bu da tarihçinin keyfiyetinin önemini ortaya koymaktadır. Ibn-i Haldun’un bahsettiği olay eleştirisini özellikle sözlü tarih için itibara almak zorundayız. Yazılı tarihte ise bu konu biraz daha hassasiyet gerektirmektedir. Yazılı tarihte önemli olan evvela belgedir. Fakat bu, bizim sözkonusu belgeyi yazan veya tanzim eden hakkında bir fikir yürütmemizi engellemez. Tarihçinin, elindeki belgeyi doğru bir belge olarak telâkki ettiğini düşünelim. Bu durumda tarihçi ya doğru veya yanlış karar vermiştir. Doğru karar verdiğini tarihçinin sahip olduğu kriterlere bakarak anlayabiliriz. Yanlış karar verdiğini o belgenin iç düzeneğindeki mantığa bakarak, o belgede anlatılanın vaki olup olamayacağı hakkında bir karar vererek anlarız ki, İbn-i Haldunun yeğlediği budur. Fakat aynı zamanda bu belge bir tarihçi tarafından değerlendirmeye tabi tutulduğuna göre kişi eleştirisinden vazgeçmek te mümkün görünmemektedir. Bu konuda en sağlıklı yol kişi ve olay eleştirisini sürekli birbirine paralel olarak ele almaktır.
Bu araştırmada güttüğümüz gaye, tarihçi olmaktan çok tarihi nasıl öğrenmek gerektiği olduğundan, bizim için tarihî vakıalar kadar tarihçinin de doğru kriterlerle hareket edip etmediğini gözetmek önem arzeder. Tarihçiye olan güvenimiz, mevzubahis olan vakıaları tarihçinin kabul veya reddine uygun olarak  kabul veya reddimizi mümkün kılacaktır.
TARİH İLMİ:
Tarihçinin tarihle ilgilenmek ve ilgilendiği bu işten doğru neticelere ve yeni bilgilere ulaşmak için ilmin kaidelerine göre geliştirmek zorunda olduğu sistematik yapının adına Tarih ilmi diyoruz. 
 
TARİH İLMİNİN ÖNEMİ:
Her insan doğduğu andan itibaren tarihle ilişki içerisine girdiğine, yani bir geçmişi olduğuna göre tarihin insanoğlu için nasıl bir önem arzettiğini anlamak kolaylaşır. Tarihin tanımını verirken onu varlığın başlangıcına kadar uzanan bir zaman dilimi içerisinde cereyan eden hadiseler bütünü olarak tarif ettiğimizi hatırlarsak aslında tarih ilminin insanoğlunun yaradılış hikmetini aramak için ne kadar önemli bir ilim olduğunu kestirebiliriz. Her ilim bir hikmeti bünyesinde taşımak zorunda olduğuna göre tarih ilmini de ister istemez bu kategoride ele alacağız ve onu sadece vakıaların çetelesini tutmak gibi bir vazifeden yola çıkarak hikmete ulaşmak için kullanabileceğimiz bir hikmet aracı mesabesine yükseltmiş olacağız.
Bir başka ifadeyle tarih ilmi, tarihçinin tarih teknisyeninden alıp işlediği ham maddeyi ve malzemeyi tefekkür erbabına ulaştırmak için yapılan iştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus tarihçi ve tarih teknisyeninin iki ayrı kimlik oluşturduğu fakat iki ayrı şahsiyet olması icab etmediğidir.
Her ilim, erbabından sorulur. Tarih ilmi de... Öyleyse «Tarihçi kimdir?» sorusuna cevap aramak, tarih metodolojisini yazarken öncelikli olarak cevaplandırılması gereken bir sorun olarak karşımıza çıkar. Fakat bu sorun bizi, tarihçide aranması gereken vasıflar açısından birtakım yeni sorularla karşı karşıya getirir ve zaman zaman açmazlara da sürükler. 
Tarih ilminin tarihi yapılacak olsa bunu orada görmemiz icabederdi.
 
TARİH METODOLOJİSİ:  TARİH İLMİNİN İLMİ
Tarihçi tarih ilmini tedvin ederken evvelâ uymak zorunda olduğu bir usulü/metodu esas almalıdır. Tarihçi tedvin ettiği ilimle tarihçi olma husûsîyetini kazandığına göre, tarihçiyi anlatırken aslında tarih ilmini de anlatmış olacağız. Buna rağmen tarihçi ile tarih ilmi arasında bir ayrım yapmak ve ikisini ayrı ayrı kaidelere ve kanunlara sahip unsurlar olarak ele almak zorundayız. Bu ise tarih ilminin ilmini yapmaktan başka birşey diğildir. Tarih ilminin metodolojisi -kısaca tarih metodolojisi- budur.
Buraya kadar söylenenlerden anlıyoruz ki, tarih (ilmi) vakıaların ardından koşmak ve onun kronolojik/zaman sıralamasına göre bir çetelesini tutmak değildir. Tarihçiyi/Tarihi yalnızca vakıaların çetelesini tutmakla görevli kabul etmek, bizim varlıkla aramızdaki münasebeti kuramamamız demektir. Onu bu işle sınırlı kabul etmek hikmetin ve hakikatin peşinde koşan insanla varlık/varoluş arasına bir set çekmek anlamına gelecektir ve hadiselerin idrakini namümkün kılacaktır.. Öyleyse bu alanı mutlaka genişletmek ve onu umûmî anlamda varlıkla/varoluşla, husûsî anlamda ise kendimizle kendi aramızdaki münasebeti bir bütün olarak kavramamıza aracı olan bir ilim diye tanımlamak zarureti vardır. Bu varlığın varlıkla, varlığın insanla ve insanın insanla münasebetini belirlemek demektir.
(Not: İnsan hikmeti aramak ve hikmetin gerektirdiğine göre hareket etmek/eylem yapmak gayesini gütmek zorunda olduğuna göre, aynı işi tarih ilmini öğrenirken de hesaba katmak zorundadır. Çünkü hikmet insanın nutkiyetinde mevcut bir durumdur ve eylemlerimiz/amellerimiz bu nutkiyetle bağlantılıdır. Bu konuda İhsan Fazlıoğlunun kaynakçada verilen makalesini okuyunuz.)
Alman Tarihçi Ernst Bernheim tarihi şöyle tarif ediyor:
«Tarih ilmi, insanların zaman ve mekân çerçevesinde husule getirdikleri tekamül hadiselerini, bunların ma’şeri (içtimai) bir vücudun fertleri ve toplulukları sıfatıyla yaptıkları fiillerinde, bu ma’şeri hayatta mevzu-u bahis ayrı hallerdeki rol ve ehemmiyetleri tayin ve tespit eden psiko-fizik amillerin teşkil ettiği illî bağlılıklar çerçevesinde tecelli eylemeleri itibariyle tetkik ve tasvir eder.» (Z. Velidi Togan’ın Tarihte Usûl kitabından naklen - Sh. 7-8)
Bu tarifte sadece insanların husule getirdikleri tekamül hadiseleri sözkonusu edilmektedir. İnsanlardan bağımsız olarak vücuda gelen deprem gibi, yangın ve tufan gibi felaketlerin yol açtığı tebadül-değişim hadiseleri sözkonusu edilmemektedir. (Bu yorum tartışılabilir.)
 
TARİHİN SÖZLÜK VE ISTILAH ANLAMLARIYLA BİRLİKTE TARİFİ:
Tarihin sözlükte vakti belirlemek olduğunu söylemiştik. Bu arifane tarif bize onun ıstılah anlamını da kendi içinde mündemiç olarak verir.
Vakti belirlemek deyince aşağıdaki soruları sormamız icabeder:
1.Neyin vaktini? Vakıanın varlığının tesbiti. Tarih yazımında kaynak zarureti bu sorudan çıkar.
2.Niçin? Gaye nedir?
3.Nasıl? Vakıanın kaynağını bulma işi. Oluş ve bitiş biçimleri. Sebepler ve sonuçlar...
4.Ne zaman? Vakıanın hangi vakitte vuku bulduğu, bu vaktin varsa, özellikleri vs...
5.Ne ile? Takvim ihtiyacını doğuran soru...
6.Nerede? Mekânın tesbiti. Coğrafya bilgisi...
Bu sorulara verilecek cevaplardan süzülecek olan tarif tarihin ıstılah anlamını ortaya çıkaracaktır. Tarih ilminin muhtevasında olması gerekenler de zaten bu sorulara bulunacak olan cevaplar olmalıdır.
 
TARİH YAZIMI:
Her ilim yazıya dökülmek ve böylece sonraki nesillere intikal ettirilerek kalıcı kılınmak zorundadır. Bu, tarih ilmi için de sözkonusudur. Tarih ilmi yazılırken ilgilendiği alanları bir usule bağlamak kolay anlaşılması ve kalıcılığı açısından önemlidir.
Muhyiddin Ebû Abdillah Muhammed b. Süleyman el-Kâfiyeci (788-879 h./ 1386-1474 m.) bu ilmin tedvininde şu üç yöntemin kullanılması gerektiğini söyler:
1. Tahditle takrir: Bir olayı bütün incelikleriyle araştırılıp hakikatinin niçin, nasıl,  nerede ve ne zaman sorularına cevap olarak ortaya çıkarılması ve yazılması.(Belirleme)
2. Tayinle takrir: Bir olayı benzeri veye diğer olaylardan ayıran özelliklerin belirlenmesi ve ne anlama geldiğinin söz (ve yazı) ile ifade edilmesi. (Yorumlama)
3. Tevkit: Vakitlerin tayin ve tespit edilip kayda geçirilmesi. Yani kronolojik bir sıralamanın yapılması. (Zamanlama)
Bu üç kural kullanılarak dört çeşit tarih yazımı mümkün olur:
1.Naklî veya rivayetçi tarih 
2.Şe’ni veya öğretici tarih
3.Tekevvüni-genetik tarih
4.İçtimai tarih
İzah edelim:
1. Nakli veya Riveyetçi Tarih:
Hadiseleri hiçbir yoruma tabi tutmaksızın olduğu gibi aktarmaktır.  Rivayetçi tarih yazımında tarihçi vakıaları sistemleştirmek onları kronolojik bir tasnife tabi tutmak sıkıntısı çekmez. Hadiseyi nasıl duydu, gördü veya okuduysa o şekilde sözlü veya  yazılı olarak aktarır.
Rivayetçi tarih yazımı  hadiselerin bir nevi çetelesini tutmaktır ve diğer tarih yazım kurallarına malzeme oluşturması bakımından önemlidir. Taberi ve İbn-ül Aşir’in tarihleri, Heredot tarihi bu tür tarih yazımına örnek teşkil ederler.
2. Şe’ni veya öğretici tarih:
Tarihçinin tarihi hadiselerden faydalı sonuçlar çıkarma gayesine uygun olarak yazılır. Hal tercümeleri, siyer kitapları, manakıp kitapları bu gayeye matuf olarak yazılmış tarih kitapları olarak telâkki edilebir.
3.Tekevvünî-genetik tarih:
Hadiselerin doğuş sebeplerini araştırmak, nasıl olduğunu belirlemek gayesini güden tarih yazım şeklidir. Tekevvünî tarih bir bakıma bizim tarihî vakıalara yönelttiğimiz «nasıl» sorusuna cevap aramaktır. 
Neden/nasılcı tarih olarak da isimlendirilmektedir.
4. İçtimaî tarih:
Tarihî vakıaları kanunlaştırmak gayesini güden bu tarih yazım şekli, öğretici tarih yazımının hissî taraflarını ve şahsi kanaatleri bir tarafa bırakır, vakıaları bu gözle inceler. Burada da «niçin» sorusuna aranan cevap sözkonusudur. Oswald Spengler’in Batının Çöküşü isimli eseri bu türden bir tarih yazımıdır.
 
TARİH YAZIMINDA KAYNAKLAR:
Tarihin sözlük ve ıstılah anlamını incelerken sonduğumuz birinci sorunun cevabı tarih yazımında kullanılacak olan kaynakların bulunmasını ve bilinmesini gerekli kılar. Bu kaynaklar bize vakıanın geçmişte vaki olduğunu, uydurma olmadığını gösterir.
Bu kaynaklar üç kategoride değerlendirilir:
1. Yazılı ve resimli kaynaklar
2. Sözlü kaynaklar
3. Bakiyeler (Überreste)
Bu kaynaklar muvacehesinde geçmiş toplulukların hayatları hakkında umûmî ve husûsî bilgilere ulaşabiliriz. Eski kavimlerin günlük, şahsi hayatlarından toplumsal düzenlerine, anlayışlarına, dillerine, tedvin ettikleri ilimlere, örf, adet, gelenek ve göreneklerine, dillerine, yazılarına ait ne kadar unsur varsa, bunların hepsini bu kaynaklar aracılığıyla tesbit ederiz.
Bu kaynakları biraz daha yakından inceleyelim:
1. Yazılı ve Resimli/Görüntülü kaynaklar:
a) Kitabeler (Epigrafi-Inschriften)
b) fiecereler
c) Vakanüvislerin yazdıkları kronolojiler
d) Hal tercümeleri
e) Otobiyografiler
f) Seyahatnameler
g) Mektuplar
h) Risaleler, kitaplar
i) Resimler, çizimler, haritalar...
j) Kanunnameler, mevzuatlar ve resmi evrak, vs...
k) Mevkuteler (Gazete, dergi vs..)
l) Bilgisayarlar ve bunlarla yapılan yayınlar.
m) Filmler (Tv, VCD, CD, Sinema filmleri aynı zamanda ses kayıtlarına sahip olduklarından sözlü kaynak olarak da kullanılabilirler.)
2. Sözlü Kaynaklar:
a) Sözlü olarak aktarılan tarihi şiirler
b) Destanlar
c) Hikâyeler
d) Masallar
e) Esatirî anlatılar
f) Efsaneler
g) Menkabeler
h) Anekdotlar
i) Fıkralar vs...
Sözlü kaynaklar yazıya döküldüklerinde yazılı kaynak niteliği de kazanırlar.
3. Bakiyeler:
Bakiyeler geçmişteki insan topluluklarından geri kalan her türlü malzemelerdir. 
Bunlar:
a) Mimari eserleri (Evler, saraylar, çeşmeler, ibadethaneler vs..)
c) Tablolar. Tasvir ettikleri şeylerden dolayı birinci kategoride de değerlendirelbilecek olan tablolar, insanların resim sanatıyla ilgilendiklerin göstermeleri açısından birer bakiye olarak da kıymet arzederler.
d) Kâğıt, kalem, kazma, kürek, kaldıraç, çatal, bıçak gibi malzemeler, tarımda kullanılan aletler vs...
e) İnsan ve hayvan kalıntıları,
f) İnsan ve mekân isimleri,
g) Yazı/Kitap sanatı ile ilgili bilgiler için yazma eserler (Aynı zamanda yazılı kaynak oluştururlar. Kitaplar geçmiş devirlerde ciltçilik ve kağıtçılık sanatı hakkında bilgi verirler.)
h) Kanunî vesikalar
i) Dînî ve lâ-dînî bütün kitaplar
j) Heykeller, mumyalar vs...
k) Eski paralar (Nümismatik)
l) Savaş aletleri
Bütün bu kaynakların okunması, anlaşılması, tertip, tasnif, tahlil edilip yorumlanması, iç ve dış tenkidlere tabi tutulması sonucunda ortaya ilim haline gelmiş bir tarih eseri çıkar.
Bütün bunların yapılabilmesi için eski dönemlere ait dillerin de bilinmesi icabeder ki, bu da yine gerekli kaynaklara ulaşmak ve onları çözümlemek yoluyla olur.
Herşeyden önemlisi tarihçinin bu bilgiler ışığında sağlam bir sonuca ulaşabilmesi için eserini verdiği dili çok iyi bilmesi, kendisinde aranan vasıflara sahip olması ve o vasıflarla iş yapabilmesi lâzımdır. İyi tarihçi kendisinde aranan şartlara iyi riayet edendir.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, amacımız tarih yazmak değil, tarih öğrenmek olduğuna göre, bizim tarihi öğrenenler olarak dikkat etmemiz gereken en önemli konu tarihçinin tarih ilmini tedvin etmede gerekli olan şartlara ne kadar haiz olup olmadığını bilmektir. Bu, bizim tarihî hadiseleri değerlendirirken subjektiflikten kurtulup objektif ve sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemizin yolunu açacaktır.
 
TARİH YAZIM ÇEŞİTLERİ:
Yukarıda incelediğimiz kaynaklar bize tarih yazımında, yani tarihi bir ilim olarak tedvin işinde malzeme olurlar. Bu kaynakları tek tek bilmekle henüz tarih ilmini tedvin etmiş olmayız.Tarih ilminin tedvini için bahsi geçen malzemeleri evvelâ zamana göre sıralamak ve tarihî hariselerdeki zamanî bütünlüğü yakalamak gerekir. Bundan sonra yapılacak olan şey malzemenin tahlilidir ki, bu da elimizdeki malzemenin ne derece sahih ve güvenilir olduğunu araştırmak demektir. Tahlil işi aynı zamanda tarih tenkidinin konusudur. Tarihi malzemelerin intikadı onların tahlili yoluyla mümkün olur. (Sahte ve uydurulmuş vesikalarla doğru tarih tedvini mümkün değildir. Bunlarla ancak tarihte yapılan sahteliklerin boyutunu öğrenebiliriz. Sahtekarlığın tarihini yazmak isteyenler için sahte belgeler de önem arzeder. Tarihi yanıltanlar artık sahte belge değil, sahte vakıalar üreterek -11 Eylül gibi- tarihi saptırıyorlar.)
Bu bütünlük elde edildikten sonra da mekâna ve konularına göre tarihin tasnifini yapmak gerekir. Sadece zaman sıralamasına göre tarih yazımı elbette mümkündür fakat tarih idrakini zorlaştıran bir yazım şeklidir. Çünkü tarihteki vakıalar değişik dünya görüşlerinin tezahürleri olarak vuku bulmuşlardır. Bu açıdan bakıldığında olaylar arasındaki münasebetlerin kurulmasında zorluk çekilir. Bu yüzden de onu ya vuku buldukları mekânlara bağlı olarak veya konularına göre ele almak tarihi anlamamızı kolaylaştıracaktır. Hatta biraz daha genişleterek söylemek icap ederse:
Tarihî hadiseler deyince her şeyden evvel insanla doğrudan bağlantılı olan hadiseleri kastediyoruz. Tabii olayların bile izahı yapılırken insanlar kendi anlayış bütünü içinde ona bir izah getirdiklerine göre tarihi olayları bu anlayışlara göre, daha da ileri giderek bu anlayışlar nezdinde oluşturulan dünya görüşleri ve medeniyetleri  itibara alınarak bir tarih yazımını söz konusu edebiliriz. Bu şekilde bir tarih yazımı bizi hadiselerin zaptı esnasında onların ana hatlarıyla tesbit edilmesi gerekliliğiyle karşı karşıya getirir. Aksi takdirde bütün teferruatlara girmek icap eder ki esasen insan takatinin buna güç yetirmesi zordur. 
Bu problematiği de hesaba katarak tarih yazımını
1.Umûmî-Makro tarih yazımı,
2. Husûsî-Mikro tarih yazımı olarak sınıflandırmış, bu vesileyle de tarih yazımını detaylandırma, detaylandırırken tarihin bütününü yakalama gayreti içerisine kendimizi sokmuş oluruz.
Bu değerlendirme tarih yazımını ister istemez izafîleştirecektir. Meselâ bir Dünya Tarihi’ne kıyasla Osmanlı Tarihi husûsî tarih kategorisine sokulabilecektir. Umûmî Osmanlı Tarihi yazan bir tarihçi için Osmanlılarda Askerî Sistem husûsî tarih olacaktır. Umûmî askerlik tarihi yazan bir tarihçiye göre de Osmanlı Askerlik Tarihi husûsîlik arzedecektir. Dolayısıyla tarihin umûmî veya husûsî tarih şeklinde bir tasnife tabi tutulmasının ele alınan mevzuların birbirleriyle olan umum-husus münasebetine göre yapıldığını akıldan çıkarmamak gerekir.
Umûmî bir tarih eserinden husûsî bir bölüm ortaya çıkarılabilir. Yukarda verilen misâlde bunu görebiliriz. Fakat bazan husûsî bir tarih kitabından her nekadar umûmî tarih hakkında bir izlenim sahibi olabilirsek de bu umûmîlik o husûsînin vuku bulduğu zaman ve mekânla sınırlı kalacaktır. Bu durumda umûmî hukkındaki bilgimiz icmalî olacaktır ve tafsili-umûmî bir bilgiyi elde edemeyeceğizdir. Buna misal olarak şahıslar hakkında yazılan biyografileri zikredebiliriz. Biyografiler husûsî bilgilerden oluşurlar lâkin o husûsî bilgilerin kolay anlaşılması için biyografi sahibinin yaşadığı zaman hakkında umûmî bilgi sahibi olunmadan o husûsî bilgilerin pek bir şey ifade etmeyeceği de bilinir.
Netice itibariyle her husus, umum olanla ihata edildiğine ve her umum da içinde bir hususu barındırdığına göre umum-husus probleminin mantıkî düzlemde ele alınmasından sonra yazılacak bir umûmî veya husûsî tarihten elde edeceğimiz sonuçlar tarihi vakıalar hakkında elde ettiğimiz bilgileri daha sağlıklı hale getirecektir.
Buraya kadar anlattıklarımızdan teorik olarak altı ayrı tarih yazım çeşidi elde etmiş oluyoruz:
1. Zamana göre umûmî tarih
2. Mekâna göre umûmî tarih
3. Konularına göre umûmî tarih
4. Zamana göre husûsî tarih
5. Mekâna göre husûsî tarih
6. Konularına göre husûsî tarih
Bu yazım şekillerine göre bir tarih yazım planı çıkarmak gerekirse:
1. Zamana göre tarih
a. Yakın zamanın tarihi:
Günümüzden itibaren geriye doğru 100-200 yıllık zaman dilimini yakın zamana dahil ederek yazılacak tarih. Bu tarih dilimini makro olarak ele alıp inceleyebileceğimiz gibi, bu zaman dilimi içerisinde cereyan etmiş bir olayı ön plana çıkarıp onu mikro bir araştırmaya tabi tutabiliriz. Birinci şekle yakın zamanın umûmî tarihi adını verebilir, ikincisine de yakın zamanda vuku bulmuş bir olayın husûsî olarak incelenmesi diyebiliriz. 
b. Uzak zamanın tarihi
Yukarıda kullanılan usulü buraya da uygulayabiliriz ve umûmî-husûsî biçimde tarihi konuları ele alıp inceleyebiliriz. Misâl: 10. Asrın Tarihi...
2. Konularına göre tarih:
— Devletler tarihi
— Kavimler tarihi
— İlimler tarihi
•Arkeoloji,
•Tıp,
•Ekonomik bilimler,
•Politik bilimler,
•Felsefe tarihi,
•Dînî ilimlerin tek tek veya topluca tarihi, (Sadece bu konu bile tarih yazımının boyutlarının hangi dereceye kadar yayılabileceği hakkında bize bilgi verir.)
•Dil tarihi, vs...
—Olaylar Tarihi
• İhtilaller tarihi,
• Savaşlar tarihi,
• Göçler tarihi, vs...
—Şehirler tarihi
—Meslekler tarihi 
• Askerlik,
•Politika,
•Diplomasi
•Mimarlık,
•Sanat tarihi, vs...
3. Mekânlara göre tarih:
—Kıtaların ayrı ayrı tarihi
Meselâ Asya kıtasının tarihini yazmak isteyen bir tarihçi Asya kıtasını iyi bilmeli, orada geçen olaylar hakkında bizi malumat ve fikir sahibi kılabilmelidir.
—Kıtaların birbirleriyle münasebetleri açısından ele alınıp tarihlerinin yazılması
• Ön Asya tarihi
• Batı Avrupa tarihi
• Orta Afrika tarihi vs...
Coğrafi sınırlandırmalar ön plana çıkarılarak yapılan tarih çalışmalarını bu kategoride sayıyoruz.
Yukarıda sıraladığımız örneklerin herbirisi ayrı ayrı veya beraberce hem umûmî tarih yazımının hem de husûsî tarih yazımının konusunu teşkil edebilirler. Bu yüzden umûmî tarih ile husûsî tarih yazımının arasındaki farkı belirleyebilmek güçleşmektedir.
Biz daha kolay anlaşılabilmesi için şöyle bir tarifi önermek istiyozuz:
1. Husûsî tarih: Tek bir konuyla ilgilenen ve konu hakkında detaylı bilgi veren tarih yazımıdır.
2. Umûmî tarih: Bir çok konuyu bir arada ele alıp, onları bütün tefferruatlarıyla değil de ana hatlarıyla ele alıp inceleyen ve mevzu hakkında topluca bilgi veren tarih çalışmalarıdır.
 
TARİH İLMİNİN TEDVİNİNDE GEREKLİ YARDIMCI İLİM DALLARI:
Tarih ilminin tedvini ile ilgili olarak öğrendiklerimiz, tarihçinin bu ilmin tedvini esnasında kendisinde olması gerekli bir takım özelliklerden bahsetmiştik. Bu özelliklerin elde edilebilmesi ve tarihçinin bu ilmin tedvininde gerekli olan kaidelere hakkıyla riayet edebilmesi için bir takım yardımcı ilim dallarına bazan ana hatlarıyla bazan da teferruatlarıyla bilymesi gereken ilimler vardır. Bu ilimler özetle şunlardır:
Evvelâ ilim adamı olma iddiasında olan herkesin bilmesi gerekli iki alet ilmi hakkında kesinlikle derinlikli bir bilgi sahibi olmak kaçınılmazdır. Bu iki alet ilmi Dil ve Mantıktır. Dil ve mantığa dair bilgisi olmayan hiçbir ilim adamının tahlil ve terkibine güven olmaz. Mantık doğru düşünmeyi, dil de doğru düşünüleni doğru söylemeyi/yazmayı öğretir.
Özellikle müslüman bir tarihçinin bilmesi gereken ilimler:
•Din ilimleri ve onların usullerine dair bilgiler
 Tefsir, hadis, kelam, fıkıh, tasavvuf ilimleri ve bunlara ait usul ilimleri,
•Takvimiyat dilebileceğimiz Kronoloji ve Metroloji,
•Meskukat -Sikkelere dair bilgileri öğrenme usulleri,
•Arkeoloji - Uzak dönemlere ait tarihi bilgilere tetkiki olarak ulaşmanın yollarını öğreten bir ilim dalıdır. Özellikle sanat tarihi çalışmalarında çok sık müracaat edilmesi gerekir.
•Coğrafya (Geçmişte yaşanan olayların mekânları hakkında bilgi için gerekli ilimler coğrafya ilmi aracılığıyla elde edilebilir.)
•Etnoğrafya - Kavimler bilgisi ve Antropoloji
•Lisaniyat
•İktisat ve sosyoloji
•Diplomasi (diplomatik bir yazışma ile belgelerin incelenmesinde)
 
Kaynakça:
1. TDV İslam Ansiklopedisi  C I; İst. 1988)
2. Geschichte; Egon Boshof, Kurt Düwell, Hans Kloft; Böhlau Verlag, Köln Waimar Wien, 4. Auflage; 1994
3. Tarihte Usul; A.. Zeki Velidî Togan; 4. Baskı; Enderun Kitabevi; İstanbul, 1985
4. Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü; Dr. Ümid Meriç; Ötüken Yayınevei; İstanbul 1975
5. Tarih İdraki Oluşumunda Metodolojinin Rolü; Ahmet Davudoğlu, Divan - İlmi Araştırmalar Dergisi 1999/2 Yıl: 4, Sayı: 7
6. Kafiyeci’de Tarih Usulü; Kasım Şulul, İnsan Yayınları, Birinci Baskı, İstanbul, Ocak 2003
7. Milletlerin Düzeninde İlmi Usuller; İbrahim Müteferrika; Sadeleştiren: Ömer Okutan; MEB, İstanbul 1990
8. İbn-i Haldun; Prof. Dr. Ahmet Arslan; Vadi Yayınları, Ankara 2002, 3. Basım
9. Mukaddime; İbn Haldun, çev. Zakir Kadiri Ugan, MEB Yayınları; Cilt I-III; İstanbul 1988, 1. Baskı
10. İhsan Fazlıoğlu; Nizam-ı Alem “insan” demektir.; Anlayış Dergisi, Ekim 2003; Sh. 90-91
11. Necip Fazıl Kısakürek; Ulu Hakan 2. Abdülhamit Han; Büyük Doğu Yayınları, 10. Baskı; Ağustos 1999; Sh 7-9