Vefatının 32. Yılında Necip Fazıl

Her halde Necip Fazıl gibi bir büyük fikir ve aksiyon adamının arkasından onu anlatma iddiasında bulunabilecek kişi ben olmasam gerek.
Fakat etrafıma baktığım zaman bir iki ciddi değerlendirmeden başka bir şey göremiyorum. Onun hakkında yazılan değerlendirmelerin neredeyse hiç biri onu anlatmak liyaketine ulaşamamıştır.
Mevzuya geleyim:
Ben fikir adamı nedir sorusuna şöyle bir cevap veriyorum: Hadiselerin tespitini ve tahlilini yapan, teşhisini koyan, bu teşhislerden kendi terkibini gerçekleştirerek teklifte bulunabilen ve bu teklifin de nasıl tatbik edileceğine dair görüş beyan edebilen herkes derecesine göre kıymetlendirilmek kaydıyla fikir adamıdır.
Bugün Türkiye'de bu evsafta adam yoktur. Bu peşin hükümde haklı olduğumu ispat edecek o kadar çok malzeme var ki, tartışmak için yeri burası değildir. Daha geniş platformlarda tartışılması gereken bir konudur bu.
Asıl mevzu ile alakamızı henüz kurmuş değiliz; farkındayım. Ama bu tespiti yapmak zorundayım. Çünkü Necip Fazıl gibi fikrin derinliğine ve genişliğine nüfuz etmiş bir dehanın ne olduğuna dair çerçeveyi ancak bu şekilde kurmak mümkün gibi gözüküyor bana.
Necip Fazıl, vefatından bu yana geçen 30 yıl içerisinde fikir adamlığı ve hususiliği içerisinde umumi bir kuşatıcılık arzedici fikirleri nezdinde hala tartışılmış ve hakkıyla anlaşılmış değildir. Bu Türk tefekkürüyle ilgilendiği iddiasında bulunanların, açık söyleyeyim, yüz karası bir durumdur.
Necip Fazıl, evet, bir şairdir; fakat şiirini bir fikre hasreden ve o fikrin bir ömür boyu sarayını örmeye çalışan adamdır. Onu kuru bir söz ustası, şair olarak tanımlamak, onun, içine fikrini döktüğü şiirlerini de anlamamış olmak demektir.
Sözü ustalıklı söylemek, şiiri ses ve söz ahengi içerisinde şekillendirmek elbette önemlidir. Fakat neticede tüm bu çabalar formla alâkalıdır ve mücerred düşünme yani tefekkür ile yakından alâkalı değildir. Oysa Necip Fazıl, bağlısı olduğu dünya görüşünün tefekkür plânındaki örgüsünü o beliğ cümlelerinde ve sesin ve sözün ahengini yansıtan şiirinde saklamayı değil birebir aksettirmeyi hakkıyla gerçekleştirebilmiştir.
İfadenin beliğ olması manadan anlamayanlar için manayı saklayıcıdır. Şiiri yalnızca ses ve söz düzeneği olarak görenler için şiir, herhangi bir fikrin taşıyıcısı değildir, olamaz.
Necip Fazıl bir ideolog mudur, şair midir, sadece bir gazeteci midir? Yoksa Türk, hatta dünya fikir hayatına istikamet veren ve ona olmuşu, olanı ve olacağı gösteren bir mütefekkir midir? Bu sorular bugün ebediyete intikalinden 30 yıl sonra henüz cevabını bulabilmiş değildir. Onun ne olduğunu ve ne yapmak istediğini anlamak isteyenlere eserlerini işaret etmekten başka çare yoktur. Bilmek isteyen oraya müracaat etmelidir. Ama bugünün Türk aydını diye kendini isimlendiren fikir eskizcilerinin, okumadan ve düşünmeden kendini düşünce adamı ilan edenlerin onu anlamak için hiç bir ciddi çaba sarfetmedikleri de ortadadır.
İdeolocya örgüsünde nasıl bir dünya görüşü örgüleştirilmiştir? Bu dünya görüşü nasıl örülmüştür. Yukarıda bir fikir adamının sahip olması gereken hususiyetler olarak gösterdiğimiz tespit, tahlil, teşhis, terkip, teklif ve tatbik unsurlarının «İdeolocya Örgüsü»nün içerisine nasıl yerleştirildiği ve kesintisiz bir akış halinde nasıl abideleştirildiğini görmemek için kıskanç olmak yeterlidir, aptal olmaya ihtiyaç yoktur.
Çile şiirinde, o muazzam ses ve söz ahenginde, bağlı olduğu dünya görüşünün âlem, varlık ve insan telâkkisinin heykelleşmiş şeklini bulmak mümkündür. Hatta bu şiir bunun için yazılmıştır sanki. Âlem, varlık ve insan... Bu üç mücerredi ifade etmek için sözün en iyi söyleniş biçimi olan şiirden başka hangi yol kullanılabilir?
Geçelim bunları efendim... Geçelim... Türk tefekkür dünyasının ondan alabildiğine bakalım. Bugün kendini bize ait bir dünya görüşünün mensubu -yeni yetmelerde ikinci el tesiri olmak şartıyla- politikacısından sanatçısına, köşe yazarından kitap yayıncısına ve daha bilmem nerelere ve nelere kadar onun söylediklerinin rüzgarından tesir almayan yok; fakat buna rağmen bu tesiri görmeyen ve yer yer inkâr eden bir sürü -sözüm ona- şair, yazar, çizer, gazeteci, akademisyen, siyasetçi geziyor ortalıkta.
Onun bıraktığı yerden devam ettirmek bir yana, bıraktıklarını bile anlama liyakatinden yoksun bir kitleyi gördükçe onsuz geçirdiğimiz son otuz senenin nasıl ziyan olduğunu düşünüyor ve üzülüyorum.
Necip Fazıl'ı aşmaya değil anlamaya ihtiyacımız var. Eserlerinin her birinde anlayabilenler için aynı kıvamda ve nispette saklı bulunan tesbit, tahlil, teşhis, terkip, teklif ve tatbik unsurlarının nasıl ve niçin kullanıldığını görmek lâzım. Görmek lâzım ki, yarınki Müslüman-Türk cemiyetinin hamurunun nasıl yoğrulması gerektiğine dair bir fikir ve iş sahibi olabilelim.
Onu 32 yıldır rahmetle anıyoruz....