Sosyal Politika Akademisi üzerine...

T Harfi

 
 
 
oplumlar varlıklarına ve varoluşlarına ilişkin bilgi ile donatılmadıkları zaman kendileri olmaktan çıkıyorlar; başkalaşıyorlar ve başka toplumların hayat tarzlarını alarak yeni bir varoluş biçimi ile varolmaya devam ediyorlar veya yok oluyorlar. 
Bunda ilk bakışta yadırganacak bir şey yokmuş gibi gözüküyorsa da toplumsal problemlerin asıl kaynağı budur. Zira her varoluş algılaması acılarla dolu süreçlerin geride bırakılmasını gerektiriyor.
Herşeyden önce bu varoluş biçimlerinin sorgulanması esasen bizim hakikat karşısındaki duruşumuza işaret etmektedir. Dolayısıyla varoluşumuza ilişkin bilgi sahibi olmak bir hakikat arayışı içinde bulunmak demektir.
İster toplum olarak, isterse fert olarak olsun, sürdürdüğümüz yaşam, hakikatin tezahür ettirilmiş biçiminden başka bir şey değildir. Sosyal Politika Akademisi’nin fikir zemini bu görüş etrafında oluşturulmuştur. İçinde yaşadığımız toplumu da hesaba katmak kaydıyla kendi varlığımızı kendi hakikatimize uygun olarak gerçekleştirme arzusunun verdiği inanç ile hareket ediyoruz. Sosyal Politika Akademisi’ni Almanya’da 50 yıldır ihmal edilmiş olan ruh ve fikir dünyamızın yeniden inşası için aklın ve kalbin ışığında her soruya cevap bulma ve bulunan cevapların sosyal ve politik alanda karşılığını arama olarak ta tasavvur edebilirsiniz.
 
Geçerli olan, geçmiş, an ve geleceği kuşatan dikkatimiz, hürmetimiz ve niyetimizdir.
ImzaHUKlein
Hasan Ürkmez/Sosyal Politika Akademisi Başkanı

 

Sosyal Politika Akademisi Eflatuncu soru-cevap geleneğini düşüncenin yöntemi olarak kabul eder; etik ve politik meselelerde olduğu kadar kültürel ve sosyal meselelerde de, hem amelî hem de nazarî değer ifade eden sorular sormayı görevleri arasında görür. Bu soruları cevaplandırırken insanın mutluluğu ve kemâlâtı sürecine bu yöntemle katkıda bulunur. Ben’imizin, bizi kuşatan dünyamızın ve bizim ona karşı takınacağımız tavrın yorumlanmasının sonucu olarak kabul ettiği sosyal politikaların şekillendirilmesinde gereken şuurun oluşturulmasını kendisi için merkezi bir vazife olarak telakki eder. Genel kabul görmüş ahlâk tasavvurlarının yanı sıra,  hakkaniyet kazanmış kültürel farklılıklar da yol göstericilerimiz ve «vazgeçilmezlerimizden»dir. Geçmiş, an ve geleceği kuşatan dikkatimiz, hürmetimiz ve niyetimiz her pratiğin bir teorisi ve her teorinin bir pratiği olduğu anlayışına dayanır. Bu ise her bir  sorunun cevaplandırılmasının bir sorumluluk olduğu anlamını taşımaktadır.